Zaman Yönetimi Üstüne: "Time Is A Choice!"

"Saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı insandır."
Ahmet Hamdi Tanpınar



Uzun sayılabilecek bir bayram tatilinin son saatleri... Yaklaşık dört buçuk gündür herkes tatil, yolculuk, ziyaretler ya da dinlenceler arasında soluklanmaktaydı. Ben de bu bayramı durarak geçirdim. Hiçbir yere gitmedik; İstanbul'da evde, doğada, arkadaşlarla ya da kendi kendimize vakit geçirdik. O kadar iyi geldi ki!

Kalabalığa girmeden, "to-do-list"lere bulanmadan, arada ormana kaçarak yavaşlamak bünyemi ferahlattı resmen. Kitap okudum, film seyrettim, bloglar arasında gezindim. Mis gibi oldu:)

Arada birkaç da TED konuşması seyrettim. Özellikle bir tanesini zihnimde altını çize çize dinledim.

Laura Vanderkam'ın How To Gain Control of Your Free Time başlıklı konuşmasını epeydir unuttuğum bir şeyi hatırlar gibi dinledim.

"Zamanım yok, çok meşgulüm, vakit ayıramıyorum..." gibi hepimizin kurduğu ya da cümlelere karşı çıkıyor Laura Vanderkam. Ve kafama kazınan şeyi söylüyor konuşmanın bir yerinde:

"Time is a choice."




Zaman bir tercihtir, diye çevrilebilecek bu cümle şunu vuruyor aslında yüzümüze:  Neyi seçersek onu yaşıyoruz. Neyi önceliklendiriyorsak onu yapıyor, önem ya da öncelik vermediklerimizi yaşamıyoruz. Yani eğer herhangi birşey için vaktimiz yok, diyorsak; aslında bu bir vakit meselesi değil de öncelik meselesi. Yani vaktimiz yok sandığımız şey, bizim önceliklerimiz arasında olmadığından aksiyona dökülemiyor. Çünkü zaman ziyadesiyle esnek bir şey! Ne ile doldurmak istiyorsak doluyor; nasıl bir şekil vermek istiyorsak, bizim öncelik ve değerlerimize göre şekilleniyor.

Vallahi!

Sonuçta Vanderkam da konuşmasında matematiğini ortaya dökmüş; bir haftada 7*24 = 168 saat var. Her gün 8 saat uyusak-ki ben 6-7 saat uyuyorum genelde-; 40 saat de çalışsak geriye 72 saat kalıyor. Ki bu 72 saat içinde insan isterse birkaç saat yürüyüşe, kitap okumaya, yazı yazmaya, fotoğraf çekmeye, seramik yapmaya, gezmeye, film seyretmeye ya da canı ne yapmak istiyorsa onu yapmaya vakit ayırabilir bence. Mümkün, değil mi?

Bence, mümkün. Gerçekten de zaman dediğimiz kavram aslında yalnızca tercihlerimizden ibaret. Önceliklerimizden, değerlerimizden ve isteklerimizden.

Neyi niye yaptığımızı bilerek, zamanımızı-yani ömrümüzü, yani tek ve biricik varlığımızı- farkında olarak ve gerçekten içimize sinen şekliyle yaşamak gerek, diye düşünüyorum.

Her an bunu hatırlamak zor olabilir; bazen sanki istediğimizi yaşamıyormuşuz gibi hissedebiliriz... Oysa, gerçekten istediğimiz hayatı yaşamak için vaktimiz var! Zamanımıza, hayatımıza, ömrümüze farklı bakmayı denesek...

Ben deniyorum, deneyeceğim; tökezlediğim noktalarda da açar aşağıdaki konuşmayı dinler ya da bu yazıyı okurum! :)












Yorumlar

  1. Eline sağlık Merve. Bu konu gerçekten çoğumuzun bilip bilmiyormuş gibi yaptığı bir konu. Hatırlamak, uygulamak ve sürdürmek lazım.

    YanıtlaSil
  2. Momo!
    Duman adamların zamanımızı nasıl çaldığını hatırladım, bizi hızlandırarak kıymetli olan zamanı düşünmememizi sağlıyorlardı. Daha fazla çalış, daha çok kazan, az zamanda çok iş yap, emeklilik için bol zamanın olsun... derken aslında bugünü kaçırdığımızı farketmeden ömür geçiriyoruz mutsuz oluyoruz. Çocuklar. Çocuklarla geçirilen zaman yavaşlamak için belki en güzeli. Okumak, hayal kurmak, gülmek, sohbet etmek, yazmak ve diğerleri de cabası. Dediğin gibi koşmak yerine bazen yavaşlamalı :) eline sağlık.

    YanıtlaSil
  3. Nasıl da güzel yazmışsın, aslında nasıl da hepimizin kafa yorup içinden çıkamadığı bir konuya deyinmişsin gene, her zamanki gibi harikasın. Aklına, kalemine, yüreğine bayılıyorum, daha nice güzel yazılarını okumak dileğiyle, zaman hep sana gülsün....

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Less is More...

Güneş Tutulmasının Etkileri: İnansak mı İnanmasak mı?

Ben Hiç Mükemmel Değilim! Belki de Sıradan Biriyim...