Bozburun...

"En küçük bir ses  bile sanki gök gürültüsü...
İçim kıpır kıpır;
Deniz, kıpırtısız...
İçim kıpır kıpır;
Deniz, kıpırtısız..."

Bozburun...




Geçen yaz sonu, bir dolu koşturmacanın ardından kendimizi Bozburun'a atmıştık. Bozburun, aklımda dinginliği, bozulmamışlığı ve maviliğiyle yer etti. Yaptığım en huzurlu tatildi sanırım...





"Ölmeden önce, cennete gidenlerin toplandığı yer." demişler, Bozburun için. Gerçekten öyle!

Sakinliği, ferahlığı, bakir koyları ve leziz Ege yemekleriyle kalbimi fethetti.
Hani, "Nasıl bir yerde yaşamak istersin?" diye sorsalar, buranın bütün özelliklerini sıralardım sanırım :)

Parmak arası terlikler, saçlarımda tuzlu sular, denizdeki en ufak dalgayı duyabileceğimiz bir sükunet; mavinin her tonu, yeşilin gölgesi, dünyanın en güzel gündoğumlarından biri, enfes bir günbatımı... Bozburun'daki günlerimi bunlar özetliyor, en çok.


Karia' Bel...


Biz, Bozburun'da karadan ulaşımı olmayan, yalnızca tekneyle ulaşılan şahane bir otelde kaldık. Karia Bel' Otel , yurtiçi ve yurtdışında kaldığım oteller arasında en iyilerin başında; hatta orada hissettiğim sakinlik ve huzurun etkisiyle, bana göre en iyisi:) Otel değil aslında benim için vaktimiz ve imkanımız oldukça her yıl, her mevsim gitmek istediğim bir köşe.




Odamızın kocaman bir balkonu ve şahane bir manzarası vardı; sabahın erken vakti, akşam üstü, gece... hepsinin tadı damağımda. Bir de yemekleri lezizdi; şimdi bile hatırladıkça yola düşüp oteldeki akşam yemeğine yetişesim geliyor;)

Manzaranın, yemeğin ve güleryüzlü insanların dışında beni en çok etkileyen koyun sakinliği ve denizin güzelliği oldu. Denizin rengiyle, suyun güzelliğiyle mest oldum!

Hele bir gün, otel civarındaki balıkçılardan küçük bir motor -böyle balıkçı teknesi gibi bir şey- kiralayıp civar koylarda biraz gezindik. Allah'ım o nasıl güzel bir şeydi ya! :)

Aklımızda olan, planladığımız bir şey değildi. Daha evvel hiçbir tecrübesi olmayan sevgili "Ben kullanırım ya" dedi; çıktık yola. Ben başta çok söylendim, korktum, panik yaptım. Araştırsaydık, şunu da sorsaydık, acaba şöyle miydi... derken ilk koyda birkaç kulaç atana dek bayağı gergindim. Sonra geçti, sakinleştim ve enfes vakit geçirdik! Gözümüze kestirdiğimiz yerde çapa attık, denize atladık, insansız köşelerin ve doğanın tadını çıkardık.



                                                 Bizim ufak balıkçı teknemiz... Akvaryum gibi değil mi?


Bu minik tekne gezintisi bana iyi bir ders verdi! Hayatın güzel sürprizlerine izin vermek lazım. Ben orada dur dediğimde Cemal "Peki." deyip tekneyi kiralamaktan vazgeçseydi böyle şahane bir günümüz, hatırladıkça yüzümü güldüren bir anımız olmayacaktı.

Kontrol, sorgulama veya endişe bir yere kadar; bırak hikaye aksın, hayat sana güzel an'lar yaşatsın! Bu sözler, kendime;)

Böyle, bir akşam vakti, yine Bozburun düştü aklıma. Bülent Ortaçgil'in şarkısını dinledim, defalarca.  Ki ortaçgil de fena halde Bozburunlu aslında.

Şu cümleleri yazarken de arkada Bülent Ortaçgil'in Ceylan Ertem'le düet yaptığı kayıt çalıyor:)

Aslında bir gezi yazısı yazayım, tavsiyeler falan sıralayayım istemiştim ama olmadı. Zaten bence Bozburun için tavsiyeye falan da hacet yok. Gidin. Sadece Bozburun'a gidin...

Ben, daha güzel ne diyeyim! ;)









Yorumlar

  1. Yazılarının çoğunu okudum yazma konusunda gerçekten iyisin ve devam etmelisin :) sen de benim bloguma göz atar mısın🙆

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Less is More...

Güneş Tutulmasının Etkileri: İnansak mı İnanmasak mı?

Ben Hiç Mükemmel Değilim! Belki de Sıradan Biriyim...