19 Nisan 2017 Çarşamba

Nisan...





Yine Nisan…

Bir yaşım daha geride kalacak birkaç gün sonra…


30 yılı devirmiş; şairin “yolun yarısı” dediği zamana epeyce yaklaşmış olacağım…

Her yaş dönümü, hesaplaşmanın, geriye bakmanın, “ben ne yaptım bunca zaman, neredeyim, peki ya sonrası ne olacak”ların, soruların, cevap aramaların, sorgulamaların vaktidir bende.

Yine, düşünüyorum.

Ne yaptım ben, diye…

30 yaşındayım ve yolun neresindeyim, diye…


Zihnime üşüşen yanıtların kimi ayağıma dolanıyor, kimi içimi şenlendiriyor.

Bir dolu anı, insan, yolculuk, karar, acemilik, düşüş, ışıltı, kayboluş, kutlama, kaybediş, zafer, ümit, düş kırıklığı, mutluluk…

Pek çok şey var heybemde. Her şeyden var, ömrümde…

30 yıl; maviyi ve yeşili ve  siyahı ve griyi ve  her rengin her bir tonunu da içinde taşıyan bir gökkuşağı gibi yer alıyor belleğimde…

Ve önümde yeni bir yaş uzanıyor, henüz rengini kestiremediğim.

Dilerim rengarenk olsun!

Dün bir arkadaşım, (muhtemelen hediye içinJ ) “Söyle bakalım, pembe mi gri mi yoksa renkli mi olsun?” diye sorunca “Renkli olsun!” dedim.

Yaşanacak yıllarım için de aynı kalbimden geçen; ömrüm yettiğince, renkle dolu olsun isterim her günüm!

Kalbim, zihnim, bedenim taşıyabilsin dilerim hayatın her bir sürprizini.

Acıyı da tatlıyı da taşıyabileyim, hakkıyla.

Eksik olmasın içimden; sevmek ve sevilmek…




Yeni yaşım, haydi, hoş gel! :)



10 Nisan 2017 Pazartesi

Ben Hiç Mükemmel Değilim! Belki de Sıradan Biriyim...

Pazar sabahı.

İnanılmaz yorgunum.

Kafam taşıyamayacağımı sandığım kadar ağır, boğazımda bir yumru-her nefes alışımda gırtlağımı yakıyor, sesim boğuk boğuk çıkıyor, sanki bütün eklemlerim ayrı ayrı aynı anda sızlıyor… Bedenimi yataktan zar zor kazıyorum.

Böyle sabahlarda kalın, tül bir perdenin ardından seyrediyormuşum gibi geliyor olan biteni. Yapılacak şeyler gözümde büyüyor, büyüyor, büyüyor… Her şey gözümü korkutuyor. Neyi yapacağımı, nereden başlayacağımı bilemiyorum. Ve sanki yetişemiyormuşum, yetemiyormuşum gibi hissediyorum.

Sonra sosyal medyada geziniyorum. Herkes her şeye nasıl da yetişiyor!

Takip ettiğim kadınlar-ve de adamlar-, çok mutlular, işe gidiyorlar, ailelerine zaman ayırıyorlar, bol bol seyahat ediyorlar, kültürel faaliyetlerden geri durmuyorlar, şık giyiniyorlar, bakımlılar, yeni mekanları takip ediyorlar, sağlam alışveriş yapıyorlar, yazıyor-çiziyor-okuyorlar, spora zaman ayırıyorlar, stillerinden ödün vermiyorlar, bazıları çocuk sahibi, evleri dekorasyon dergilerinden fırlamış gibi…

Çağımızın mükemmel (sanal) kadın ve adamları!

Sonra kendime bakıyorum. Ben biraz dinleneyim desem, evi toparlayamıyorum; kuaföre gitsem, yürüyüşlerimi aksatıyorum. Birkaç mekan gezelim desem, ayakkabıya-çantaya saçacak param kalmıyor. Seyahat ederken beslenme düzenim alt üst oluyor. Evi temizlesem kitap okuyamıyorum…. Vesaire vesaire…

Mutfakta tek gözüm kapalı kahve yaparken tüm bunları; nasıl da sanal bir gerçeklikle kuşatıldığımızı düşünüyordum…

Sosyal medya güzel, faydalı, -ben de dahil- çoğumuz fazlasıyla  kullanıyoruz ama… Amaaa sanırım gerçeklik algımızı yitirmemizi tetikliyor bazen.
Kendi sınırlarımızın, yapabileceklerimizin, sahip olduklarımızın kıymetini bilerek yaşayıp gidecekken, sanki bizi hep “daha daha daha fazla” hissine veya “yetersizlik duygusu”na itekliyor.

Yani yapabilir. Biraz durup düşünmek lazım!

Instagram, facebook, twitter postları gözümüzün önünden akarken; fit vücutlar, refah içinde hayatlar, sıkıntısız kahkahalar milisaniyeler içinde karşımızda uçuşurken hiçbir şeyin dışarıdan göründüğü gibi olmadığını anımsamak gerek.

Nihayetinde, filtreli fotoğraflar ya da 140 karaktere indirgenmiş cümlelerden ibaret değil hiçbirimizin hayatı.

Herkes kendi hayatının kahramanı.

Herkesin yorgunluğu, yılgınlığı, zorluğu, neşesi, kederi, yaptıkları, yapamadıkları… Kendine.

Kimse birkaç pozdan yola çıkıp da bir başkasının hayatını giymeye çalışmasın üstüne!

Olmaz çünkü; kimsenin hayatı bir diğerinin ölçüsü olamaz.


Başımdaki ağrı ve ağzımdaki buruk tatla kahvemi içmeye çalışırken, bunları düşündüm… Ve yazayım dedim. Yalnızca hatırla-t-mak için, kendime.

Sonuçta en çok, kendi içimize, kendi hayatımıza, yalnızca kendimize bakmamız lazım.



Bence ;)