Kayıtlar

Aynı Çağda Yaşadığımız İçin Şanslı Hissettiren Yazarlar

Resim
Size de oluyor mu bilmem ama ben bazen dünyaya yanlış zamanda gelmişim gibi hissederim… Özellikle kitap okurken yoklar bu duygu beni. İçime dokunan ya da “sanki beni tanımış da yazmış!” dediğim yazarların cümlelerini okurken kendimi onlarla aynı çağda yaşarmışım gibi hissederim. Sanki bugüne ait değilmişim de orada bir yerde onlarla aynı vakitte yaşamış olmalıymışım gibi gelir…

Bir ikinci yeni sofrasında oturduğumu hayal ederim mesela… Sabahattin Ali ile rakı içtiğimi düşlerim ya da Cemal Süreya denize karşı bir bankta tek başına otururken yanına ilişiverdiğimi düşünürüm. Tezer Özlü‘den mektuplar aldığım ya da Bedri Rahmi‘yi resim yaparken seyrettiğim geçer gözlerim önünden. Bir kaç cümle sonra, sarsılır, bugüne dönerim. Bugünün yazarlarına açarım zihnimi; ve bazılarıyla aynı çağda yaşadığım için kendimi fazlasıyla şanslı hissederim.

Aynı çağda yaşadığım için şanslı hissettiğim yazarları The Urban Melody'de yazdım! :)

Yazının tamamı The Urban Melody'de.

Yazımı okumak…

Kadın Oyunları

Resim
KADIN OYUNLARI

Yazan: Dario Fo, Franca Rame
Çeviren: Füsun Demirel
Yönetmen: Nesli Meriç Sanioğlu
Dramaturg: Dicle Çoban
Oyuncular: Gül Şener, Özlem Yıldırım, Nesli Meriç Sanioğlu
Genel Sanat Yönetmeni: Ali Ömür Ulusoy


Yukarıdaki afiş ve kısacık oyun detayları size sıradan bir  tanıtım  görseli ya da metni gibi geliyor değil mi?

Benim için hiç de sıradan değil oysa.





 Çünkü 13 yıllık arkadaşım Gül de bu projenin parçası.

Biz Gül'le 2005'te, ikimiz de iki farklı Anadolu şehrinden İstanbul'a üniversite okumak için geldiğimizde tanıştık. Okulun açıldığının ilk haftasıydı sanırım; sonra aynı odada kaldık, aynı dersleri aldık, aynı yollarda yürüdük. İstanbul'da geçirdiğim zamanın tamamında yanyanaydık. Ödevler için sabahladık, aşık olup ağladık, aşırı eğlendik, çok saçmaladık, birlikte çalıştık; ez cümle çok şey paylaştık. En son, aynı şirkette birkaç masa ötede, birbirimizi görebileceğimiz bir mesafede çalışıyorduk:)

Sonra Gül, yeni bir yola çıkacağım dedi. Bildiğimiz, koru…

Pazar...

Resim
Pazar akşamı...

Bir bardak çay koydum kendime; çamaşır makinasının ve ocakta fokurdayan çaydanlığın sesleri arasında, bilgisayar başına geçtim.

Geçmişin pazar akşamlarını düşündüm. Banyo yapılır, ütü masası açılır, ev toparlanır... Çamaşırlar, yemekler, ödevler.... Herkes bir şeye hazırlanırdı, pazar akşamları.

Pazartesi, hazırlıklı olunması gereken, hem saygı duyulan hem de hafiften korkulan bir misafir gibi gelecekti sanki... Öylesi çocuksu, öylesi sahici bir telaşla çekilirdik evlerimize...

Şimdi de evdeyim. Masamın üstünde çiçekler, bir bardak çay ve bilgisayar; kendimi hazırlamaya çalışıyorum, gelecek olana.

On gun kadar önce bir ameliyat oldum. Çok mühim bir şey değil.
Yine de ameliyat işte. Hastane kokusu, hastane uykusu, serumlar, ağrı kesiciler derken... Bir süredir evdeydim. Uyudum, dinlendim, minimum hareketle ve neredeyse hep evde bir zaman geçirdim. Epeydir evde bu kadar vakit geçirmemiştim. Çok iyi geldi bünyeme!

Uzaktan baktım hayatıma. Durdum, düşündüm, soluklandım.

Ya…

Hey Gidi Karadeniz....

Resim
Karadeniz… 
Memleketim, toprağım, asi yanım… 
İnatçılığım, hırçınlığım ve muhabbetli yanım… 


Karadeniz kızıyım ben. Samsun’da doğdum; Of’ta, Havza’da, Perşembe’de yaşadım, bir dolu şehir gezdim, gittim Giresunlu bir adamla evlendim.
Yalan yok, çocukken köyü, kasabayı hiç sevmezdim. Annem kardeşimle köye giderken ben babaannemin şehirdeki evinde kalmak için kırk takla atardım. Konforsuz, huzursuz gelirdi o zaman köy hayatı. Mecbur kalmadıkça köye pek uğramazdım. Sonra ne olduysa, özellikle de son iki yılda, inanılmaz bir doğa özlemi çekmeye başladım! Tam şu an mesela, nasıl da alıp başımı bir dağ başına kaçasım var anlatamam… Yeşile hasret çekiyor içimin bir yarısı. Her tatilde, her fırsatta ormana, ağaca, toprağa koşasım geliyor.  Şehir hayatından mı sıkıldım; trafikten, işten, stresten mi, her şeyin sahtesinden mi bilmem ama yeşili, doğal olanı, sade hayatı ve köyü özlüyorum en çok!
Vallahi.
Birkaç yıl önce şu halimi anlatsalar; “Yok yahu! Köy falan sevmem ben.” derdim. İçimden çıkan bu “bağ…

İlk Yoga Deneyimim

Resim
Bu akşam ilk kez yoga yaptım!

Yani daha doğrusu deneme dersine gittim; yapanları seyretmekle hareketleri yapmaya çalışmak arasında bir yerlerde takıldım:)



Üniversiteden pek sevgili arkadaşım Kübra, epeydir "Yoga yap. Sen yoga denemelisin. Yogaya git" deyip duruyordu. Kendisi bir iki yıl öncesine kadar bayağı düzenli yoga yapıyor, yogayla ilgili etkinliklere gidiyor, kitaplar falan okuyordu. Fikrine, sözüne de güvenirim. Aklımın bir köşesinde duruyordu. Geçenlerde yine konusu açılınca, "Ee bir bak hocalara falan tekrar, şurada şu saatte ol de; ben gelirim nereye istersen!" dedim. Konuştuk, yazıştık, anlaştık; derken Etiler'deki Yoga Şala'ya gitmeye karar verdik.

İş çıkışı bir hevesle gittim. Üstümüzü değiştirip salona girdik. Hoca, daha evvel yoga yapıp yapmadığımızı sorunca "Yok!" dedim, "Hiç denememiştim. İlk kez geldim." Anladım ki koca sınıfta, ki 10-15 kişi kadar vardı, hayatında hiç yoga yapmamış tek insan bendim.

Samimi bir açılış…

#KitapTavsiyesi Stefan Zweig'ın Son Günleri

Resim
"Bütün dostlarımı selamlarım. Umarım, uzun gecenin ardından gelecek olan sabahın kızıllığını hâlâ görebilirler! Ben, çok sabırsız olan ben, onların önünden gidiyorum." yazmıştı Stefan Zweig, özenle geride bıraktığı veda mektuplarının birinde. Karısı Lotte ile birlikte, 23 Şubat 1942’de zehir içerek intihar ettikleri odada, masanın üzerine bırakılmış, pulları dahi yapıştırılmış pek çok mektup kalmıştı geride. Ve Stefan Zweig’in, çağını ve sonrasını oldukça etkileyen eserleri, kitapları, düşünceleri…

Stefan Zweig, dünya edebiyat tarihinin en önemli ve en güçlü kalemlerinden biri. Laurent Seksik ise bir doktor-yazar. Tıp eğitimini aldıktan sonra doktorluk yapmaya başlayan, 1999 yılında ise ilk romanı yayınlanan yazar, 2010 yılında yayınlanan Stefan Zweig’inSon Günleri’nde Nazi işgali altındaki Avusturya’dan kaçan ve Londra ve New York’tan sonra Belçika’ya giden Zweig ve ikinci eşi Lotte’nin son 6 ayını anlatıyor.


Stefan Zweig’ı, çağının önemli yazar ve düşünürlerini, edebiyata ve…

Bodrum'da Üç Eşsiz Koy: Cennet, Kargıcak ve Mazı

Resim
Deniz konusunda hassasım. Yani her su birikintisine kolayca atlayamıyorum; dibini göreyim, derin olsun, taşlar ayağımı acıtmasın, mavisi-yeşili rengine doyayım istiyorum. Gürültülü plajlardan, kalabalık ve bol aksiyonlu sahillerden hiç hoşlanmıyorum. Mümkünse sakin, sessiz, doğanın içinde hissedebileceğim koylarda olayım istiyorum!

Bodrum'da tam da böyle, sevdiğim gibi üç farklı koya çıktı yolumuz. Kargıcak Koyu, Mazı Koyu ve Cennet Koyu.


Baştan uyarayım, eğer gittiğim yerde mutlaka konforlu tesisler olsun, denizden çıkınca duşumu alabileyim, aman da minderlere yayılayım, her vakit buz gibi içecekleri yudumlayayım, yüksek sesli müzik dinleyeyim diyorsanız buralar kesinlikle size göre değil! Çünkü neredeyse hiçbirinde-Mazı hariç- tesis yok, şezlong, şemsiye, duş yok; bu koylar havlunu atıp kendini dinlemelik ve bol bol yüzmelik:)
Kargıcak Koyu




Kargıcak Koyu'nu bir blogda okuyup "Hadi gidiyoruz!" dedik. Bizim kaldığımız Adabükü'nden yaklaşık 45-50 dakika sürüyordu. …