Kayıtlar

İlk Yoga Deneyimim

Resim
Bu akşam ilk kez yoga yaptım!

Yani daha doğrusu deneme dersine gittim; yapanları seyretmekle hareketleri yapmaya çalışmak arasında bir yerlerde takıldım:)



Üniversiteden pek sevgili arkadaşım Kübra, epeydir "Yoga yap. Sen yoga denemelisin. Yogaya git" deyip duruyordu. Kendisi bir iki yıl öncesine kadar bayağı düzenli yoga yapıyor, yogayla ilgili etkinliklere gidiyor, kitaplar falan okuyordu. Fikrine, sözüne de güvenirim. Aklımın bir köşesinde duruyordu. Geçenlerde yine konusu açılınca, "Ee bir bak hocalara falan tekrar, şurada şu saatte ol de; ben gelirim nereye istersen!" dedim. Konuştuk, yazıştık, anlaştık; derken Etiler'deki Yoga Şala'ya gitmeye karar verdik.

İş çıkışı bir hevesle gittim. Üstümüzü değiştirip salona girdik. Hoca, daha evvel yoga yapıp yapmadığımızı sorunca "Yok!" dedim, "Hiç denememiştim. İlk kez geldim." Anladım ki koca sınıfta, ki 10-15 kişi kadar vardı, hayatında hiç yoga yapmamış tek insan bendim.

Samimi bir açılış…

#KitapTavsiyesi Stefan Zweig'ın Son Günleri

Resim
"Bütün dostlarımı selamlarım. Umarım, uzun gecenin ardından gelecek olan sabahın kızıllığını hâlâ görebilirler! Ben, çok sabırsız olan ben, onların önünden gidiyorum." yazmıştı Stefan Zweig, özenle geride bıraktığı veda mektuplarının birinde. Karısı Lotte ile birlikte, 23 Şubat 1942’de zehir içerek intihar ettikleri odada, masanın üzerine bırakılmış, pulları dahi yapıştırılmış pek çok mektup kalmıştı geride. Ve Stefan Zweig’in, çağını ve sonrasını oldukça etkileyen eserleri, kitapları, düşünceleri…

Stefan Zweig, dünya edebiyat tarihinin en önemli ve en güçlü kalemlerinden biri. Laurent Seksik ise bir doktor-yazar. Tıp eğitimini aldıktan sonra doktorluk yapmaya başlayan, 1999 yılında ise ilk romanı yayınlanan yazar, 2010 yılında yayınlanan Stefan Zweig’inSon Günleri’nde Nazi işgali altındaki Avusturya’dan kaçan ve Londra ve New York’tan sonra Belçika’ya giden Zweig ve ikinci eşi Lotte’nin son 6 ayını anlatıyor.


Stefan Zweig’ı, çağının önemli yazar ve düşünürlerini, edebiyata ve…

Bodrum'da Üç Eşsiz Koy: Cennet, Kargıcak ve Mazı

Resim
Deniz konusunda hassasım. Yani her su birikintisine kolayca atlayamıyorum; dibini göreyim, derin olsun, taşlar ayağımı acıtmasın, mavisi-yeşili rengine doyayım istiyorum. Gürültülü plajlardan, kalabalık ve bol aksiyonlu sahillerden hiç hoşlanmıyorum. Mümkünse sakin, sessiz, doğanın içinde hissedebileceğim koylarda olayım istiyorum!

Bodrum'da tam da böyle, sevdiğim gibi üç farklı koya çıktı yolumuz. Kargıcak Koyu, Mazı Koyu ve Cennet Koyu.


Baştan uyarayım, eğer gittiğim yerde mutlaka konforlu tesisler olsun, denizden çıkınca duşumu alabileyim, aman da minderlere yayılayım, her vakit buz gibi içecekleri yudumlayayım, yüksek sesli müzik dinleyeyim diyorsanız buralar kesinlikle size göre değil! Çünkü neredeyse hiçbirinde-Mazı hariç- tesis yok, şezlong, şemsiye, duş yok; bu koylar havlunu atıp kendini dinlemelik ve bol bol yüzmelik:)
Kargıcak Koyu




Kargıcak Koyu'nu bir blogda okuyup "Hadi gidiyoruz!" dedik. Bizim kaldığımız Adabükü'nden yaklaşık 45-50 dakika sürüyordu. …

Bir Yıl Sonra, Yine, Yeniden: Bozburun

Resim
Geçenlerde bir akşam vakti aklıma düşmüş, Bozburun'u yazmıştım.

Burnumda tüte tüte anlatmıştım, Bozburun'a dair hislerimi. Konakladığımız Karia Bel' için

"Otel değil aslında benim için vaktimiz ve imkanımız oldukça her yıl, her mevsim gitmek istediğim bir köşe." yazmıştım.

Bunu okuyan sevgili bir sürpriz yapıp yine Karia Bel'den rezervasyon yaptırmış. Bu sabah Bodrum'dan yola çıkıp buraya geldik. Şu an Bozburun'da, Karia Bel'de terasta oturmuş denizi seyrediyor ve bu satırları yazıyorum.





Bugün, bizim evliliğimizin birinci yılı. 

İki düğün yaptık, kafalar karışıyor arada tarihler konusunda tabi:) En iyisi resmi nikahı baz almak ya 15 Eylül bizim evlilik yıldönümümüz, dedik bu sene. Önümüzdeki yıl hangi tarihi kutlarız bilmiyorum:P

Bir yıl geçmiş, evli olarak, birlikte.

Evlilik, acayip bir müessese. Üstüne uzun uzun yazılır. Sosyolojik tespitler, toplumsal kodlar ve psikolojik etkileri konusunda Allah ne verdiyse yazmak isterim müsait bir vakitte.

Ama ş…

Bodrum, Bodrum...

Resim
Bodrum'dayım! :)

Bu yazıyı begonvillerin arasından gördüğüm uçsuz bucaksız denize bakarak yazıyorum.




Bodrum, bugüne dek pek merak ettiğim, ilgimi çeken bir yer olmamıştı. Kalabalık ve itiraf edeyim nedense "tiki" bir algısı vardı bende. Biraz da bu yüzden hiç yolum düşmedi.

Son dönemde etrafımda Bodrum'a yerleşenler oldukça, gidip bakir koylarını anlatanlar çoğaldıkça ve gördüğüm fotoğraflar ve dinlediklerim içimi açmaya başlayınca dedim ki "Artık, vaktidir, yola düşelim!" :)

Dün sabah İstanbul'dan yola çıkıp akşamüstü buraya vardık. Bodrum merkeze 20-25 km uzaklıkta bir koyda kalıyoruz. Fazlasıyla sakin, sessiz ve dingin... Sanırım tatilci kalabalığı yavaştan çekilmeye başlamış; yaş ortalaması hayli yüksek bir grup ve bir de bölgenin yerlileri var bu mevsimde buralarda...

Sabah erkenden denize indik, kimsecikler yoktu. Denize atlayıp yüzdük. Sonra mis gibi bir kahvaltı yaptık. Biraz kitap okudum, biraz da bloglar arasında gezindim.




Şimdi, nerelere gitse…

Zaman Yönetimi Üstüne: "Time Is A Choice!"

Resim
"Saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı insandır."
Ahmet Hamdi Tanpınar



Uzun sayılabilecek bir bayram tatilinin son saatleri... Yaklaşık dört buçuk gündür herkes tatil, yolculuk, ziyaretler ya da dinlenceler arasında soluklanmaktaydı. Ben de bu bayramı durarak geçirdim. Hiçbir yere gitmedik; İstanbul'da evde, doğada, arkadaşlarla ya da kendi kendimize vakit geçirdik. O kadar iyi geldi ki!

Kalabalığa girmeden, "to-do-list"lere bulanmadan, arada ormana kaçarak yavaşlamak bünyemi ferahlattı resmen. Kitap okudum, film seyrettim, bloglar arasında gezindim. Mis gibi oldu:)

Arada birkaç da TED konuşması seyrettim. Özellikle bir tanesini zihnimde altını çize çize dinledim.

Laura Vanderkam'ın How To Gain Control of Your Free Time başlıklı konuşmasını epeydir unuttuğum bir şeyi hatırlar gibi dinledim.

"Zamanım yok, çok meşgulüm, vakit ayıramıyorum..." gibi hepimizin kurduğu ya da cümlelere karşı çıkıyor Laura Vanderkam. Ve kafama kazınan şeyi söylüyor k…

Bozburun...

Resim
"En küçük bir ses  bile sanki gök gürültüsü...
İçim kıpır kıpır;
Deniz, kıpırtısız...
İçim kıpır kıpır;
Deniz, kıpırtısız..."





Geçen yaz sonu, bir dolu koşturmacanın ardından kendimizi Bozburun'a atmıştık. Bozburun, aklımda dinginliği, bozulmamışlığı ve maviliğiyle yer etti. Yaptığım en huzurlu tatildi sanırım...





"Ölmeden önce, cennete gidenlerin toplandığı yer." demişler, Bozburun için. Gerçekten öyle!

Sakinliği, ferahlığı, bakir koyları ve leziz Ege yemekleriyle kalbimi fethetti. Hani, "Nasıl bir yerde yaşamak istersin?" diye sorsalar, buranın bütün özelliklerini sıralardım sanırım :)
Parmak arası terlikler, saçlarımda tuzlu sular, denizdeki en ufak dalgayı duyabileceğimiz bir sükunet; mavinin her tonu, yeşilin gölgesi, dünyanın en güzel gündoğumlarından biri, enfes bir günbatımı... Bozburun'daki günlerimi bunlar özetliyor, en çok.



Biz, Bozburun'da karadan ulaşımı olmayan, yalnızca tekneyle ulaşılan şahane bir otelde kaldık. Karia Bel' Otel ,…